Hep gerçekleri bilmek istiyordu adam
Başımıza çekiç gibi vurulan "gerçekleri" sorguluyordu
Günlerce
Belki hiçbirimiz özgür değildik
Ama onun
Düşüncelerindeki insanlar bile zincire vurulu
Rüyaları bile sakıncalıydı...
Ve bir sabah
Evine zorla giren yüzü maskeli üç adam
Alıp götürdü onu
Uzaklara...
Bir ara sokakta buldular cesedini
Kafasında bir kurşun deliği
Yüzünde fâili meçhul bir ifade
Ve hiç yanından ayırmadığı kurşunkalemiyle birlikte...
Aynalı camların arkasında kadeh tokuşturdu birileri
Gözden kayboldu bir güvercin
Ufuğun bittiği yerde...
Yaklaştıkça bulanıklaşır görüntüler
İnsanlar gibi...
Siyah kadın... namus timsâli
Boşverilen hayat,
Kanayan bekaret,
Uyuşuk sevgi.
Görüntüsünü sattı, vaadedilenlere.
Hayatını adadı,
Hiç gidemeyeceği bir yerlere.
Ve şimdi tıkıldığı altın kafeste sunuyor içi boş gövdesini kocasına
Görevi gereği...
Bir köpeğin gözleriyle bakmak dünyaya
Beyazlaşmış dertler ve kararan güller arasında geçirmek dört mevsimi...
Yeşil adamların kâbusuydu seyahat
Çünkü yenemezlerdi gölgelerini
Güneş yükselince
Çünkü yeni baştan başlamak gerekirdi her şeye
Yolun sonunda
Çünkü ölmüş olurdu tüm sevdikleri
Geri dönünce
"Ama gene de yaşanacak uzun bir hayat var önümüzde..."
diye mırıldandı en küçükleri
"...bir parçası yollarda kalmış."
Bahar geldi gene
Herşeyi eriterek
Bir çift göz kaldı geriye...
Kardanadamdan.
...ve ardına bakmadan gitmek
Bazen bir parçasıdır acı, solmayan içtenliğimizin
Bazen daha iyidir, yaşayan bir ölü olmaktansa
bir avuç kül, bir demet gül, bir tutam hatıra olmak belleklerde
Bazen bir bıçağın ucundadır hayat, "Gelecek" denen aldatmacayla içiçe
...ve film bitti.
"İmkânsız" diyenlerin gözleri önünde.