Ruhlarımızın U dönüşünü yaşadık o gece
Şehvet umacısı çağırıyordu bilinmeyenin karanlık koridorlarına
İlk gece gibi ırzına geçtik benliğimizin
Cennetin kâğıttan elmasını yiyip kutsandık, Dolunay'da
Titrek ışıklı gaz lambalarının eşliğinde bitirdik son kadehi de
Önce sessizlik
Sonra bir kurt başladı ulumaya
Girdaptan aşağı uzanan yollarda...
Eli kana bulandı o gün insanoğlunun
O gün sattık çocuklarımızın hayallerini, kapkara bir buluta
O gün öldürdük geleceği, yüzyılın ortasında
O gün kazıdık nefreti küçük çocukların gözlerine
O gün başladı en derin korkularımız yüzmeye
Ve kaçmaya başladık, kendi öfkemizden
Soğuk bir karanlık içinde bastırdı gece
Kalakaldı denizin orasında gemilerimiz
Sert bir rüzgâr fısıldadı
Ölümümüzü
Yazık oldu modern hayvanat bahçemize!
Gündüzün ortasında
Çekildi sular
Karardı gölgeler
Bilinmez oldu gece kendi akşamında
Kumsalın birinde
Yalınayak
Bütün çocuklar sarhoş olmuş
Bütün şarkılar bitmiş
Bütün yıldızlar sönmüş, ve bir adam
Yürümekte
Sabaha karşı
Dumanın geldiği yere doğru...
Birazdan güneş doğacak kumsala
Ve rüzgâr,
Her sabah yaptığı gibi bulacak yolunu.
Amaçsızca gezinen ayaklar,
Uykulu gözler,
Ve susmuş kamp ateşleri arasından...
Adam aradığını bulamamış
Adam hâlâ meraklı...
Eski bir bar şarkıcısının geçmişinde aradı kovboy, mutluluğu.
Saçlarının ne kadar dağınık,
Gözlerinin ne kadar unutkan olduğunu farketti.
Başka birisi; geceyarısı, masa lambası eşliğinde sevişen kâğıtlarda aradı hayatı
Sabaha kadar...
Kırmızının içindeki maviyi aradı bir başkası
Geceleyin açık olan dükkânların yeşil mi yeşil camekânlarında dolaşan dev deniz yılanlarını aradı
Kasaba gecesinin sessizliğinde...
Sonra
Sabah oldu
Ve günün ilk rüzgârı çekip aldı, gözlerdeki çığlığı
"Zaten sabaha kadardır, tüm şiirlerin ömrü… " diye mırıldandı birisi
Gölgeler belirene dek...
Bremen'de bir ortaçağ şatosunu yıktılar dün gece
Küf kokulu mahzenindeki tozlar
Nice kraliyet sırlarına tanık olmuş halılar
Ve azizlerin resimleriyle dolu duvarlarla birlikte bir yüzyılı yıktılar
Sessizce...
Ve tam bu sırada
Derenin öbür kenarındaki söğüt ağaçlarının altında
Dans ediyordu
Yitik şövalyenin ruhu
Başında her zamanki miğferi
Yüreğinde büyük bir acı
Ve düşlerine bile sahip çıkamamanın ezikliğiyle...
Uyan sevgilim, uyan!
Biz burada uyurken son sevişmemize
Dipnot yapmış aşkımızı yazarlar
Kar gecelerinde okunacak
Mutsuz hikayelere
Uyan!..
Kalbimizi çalıp
Kitap kapaklarında
Elele tutuşan çocuklara vermişler
Daha bir sıkı tutuyorlarmış birbirlerinin elini
Ve gözlerin gibi bakıyormuş her biri
Saçların gibi kokuyorumuş her cümle
Virgüller öyle söyledi...
U
Y
A
N
!
Birer birer perdelerini kapattı insanlar
Ve biz
İkimiz
Yalnız kaldık
Sokağın ortasında
Gündüz perisi son bir kez baktı gözlerimize
Uzaktan.
Şubat akşamı biraz daha indi gökyüzüne...
Bu son "Nirvana"mız,güneşin altında
Bu akşam yeryüzüne ineceğiz
Yapayalnız melekler ve üç kanatlı masal kuşlarıyla birlikte
Son kez bakacağız evlerin geniş ama hüzünlü damlarına
Son kez dokunacağız
Çocukluk arkadaşımız ulu çınarın yüksek dallarına
Son kez özleyeceğiz sokağımızı...