" Hatırlıyorum! " diye söze başlar Tarih Baba. İlerlemiş yaşına rağmen oldukça kuvvetli bir hafızası vardır.
– Hatırlıyorum, eskiden bir yer vardı; kuşların cıvıl cıvıl öttüğü, dört mevsim bambaşka renklerde bir yer. Bahar geldiğinde çiçeklerin cicili bicili elbiselerini giyip kısa süreli defilelere çıktığı, ulu ağaçların gökkuşaklarını selâmladığı bir yer. Ve insanlar yılda en az bir defa sorumluluklarından izin alır, hayatlarını yaşamaya gelirlerdi oraya, doğanın kucağına. Nice mutluluk türküleri söylendi, nice danslar edildi o topraklarda.
Ama insan onun değerini bilemedi. Günler birbirini kovaladı, zaman tünelinden nice yıllar aktı…ve beyaz adam "medeniyeti" götürdü o topraklara. Buldozerler, naylon torbalar ve fabrika bacalarıyla. Kuşların yerini ölüm kusan silahlar, mutluluk türkülerinin yerini tank gürültüleri aldı. Gökkuşağı, grinin tonlarından oluşuyordu artık…
…ve savaşı kazandı insanoğlu, kime karşı savaştığını bilmeden. Doğa yavaş yavaş çekti elini ayağını oralardan, sonra başka yerlerden. Ve sık sık izne çıkmaya başladı uzakta bir yerlere. Nereye gittiği bilinmez ama kart atmayı unuttuğu bir gerçek.
Acıyorum size! Acıyorum, çünkü size sunulan en değerli varlığın değerini bilemediniz. Gelecekte belki ışık hızında uzay gemileriniz olacak, ama onların delip geçtiği gökyüzü kuş seslerini özleyecek. Belki 200 yaşına kadar yaşayacak çocuklarınız, ama hiçbiri bir çiçeğin açışını göremeyecek. Ve bir gün doğa hiç geri dönmemecesine gidecek. O zaman ne olacak? Buldozeri icat edenler size demirden bir akciğer mi yapacak?…