Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

13 Mart 1996 Çarşamba günü gözyaşları içinde yazılmıştır…

S.E.S.

Birinci Bölüm

Bir kitap düştü yere,
kapandı bir pencere…1

" Bir daha hiç eskisi gibi olamayacağım! " diye düşündü çocuk. Karanlığın,ışığı teslim alışının üzerinden sekiz saat geçmişken yaptı bunu, perdesiz odasında. Yıllardır beyninde tonlarca gerilime dayanmış olan her biri efsanelerle dolu bulutlar sonunda fırtına öncesi sessizliği bozmuş, çocuğun umarsız beynine yöneltmişlerdi oklarını. Peki ama,gerçek miydi o hikâye? Ya o adam?Ne zaman yaşanırdı bu fırtına?..

Sıkıcı din derslerinin boğuculuğundan kopup gelen belirsiz bir cümle,"Her fırtınanın bir saati vardır"diyordu,kesin bir şekilde. Ama ya saatlerse belirleyen fırtınayı,şiddetini. Ya uyuşukça geçirilen saatler kazırsa değişimin son tortularını?

Daldığı rüyadan uyanmaya çabaladı. Her zaman mükemmel ve dengeli olan yaşantısında ilk kez karşılaşmıştı sınır ötesiyle. İçindeki gizli yaşamla küçük bir kaçamak,henüz ölümle tanışmadan,ama varlığını da unutmadan. Nasıl bir şeydi acaba? İçinden bir ses bu duyguyu çok yakında tadacağını,onu ta içinde hissedeceğini fısıldadı. Belki…

Elli yıl önce çekilmiş ama bir elli yıl daha anlamını koruyacak olan bir resme duyulan şefkatle baktı, annesinin kapısı kapalı yatak odasına. Herşeyden habersiz uyuduğu için kızdı önce annesine. Bir an için onu küçümsediğini düşündü. Ama sonra bu düşüncesinden utandı. Annesi hiçbir zaman ona karşı anlayışsız olmamıştı. Alay edilmekten ve ömrü boyunca işine yaramayacak bir sürü gereksiz öğüdü zayıf birinin belli belirsiz utangaçlığıyla dinleyip küçük düşmekten korkmasa rahatlıkla açılabilirdi ona.

Birden içini jetlerin karşı konulmaz gürültüsü ve gölün gizemiyle bezenmiş çok güçlü bir duygu kapladı. Yıllardır tutsak olduğu değerlerin aşınmasına,yok olmasına tanık olabilmenin verdiği uçsuz bucaksız mutluluktu bu. " Sadece ben ve kendim " diye düşündü. ınsanların sessiz ve dolaylı dayatmalarına kulak asmayacaktı bundan böyle. Sokaklarda çılgınca dans edip soyunmak, babasının gözü gibi baktığı maket koleksiyonunu şampanya şişeleriyle parçalamak, annesinin topuklu ayakkabılarıyla koşmak ve tüm bunları yaparken büyülenmiş bir içtenlikle boğazı bir uçtan bir uca yüzdüğünü hayal etmek artık ona, uyanmak, gülmek, aşık olmak ve hayatının bundan önceki kısmında gerçekleştirdiği şeylerin %90'ı gibi doğal ve yapılabilir geliyordu. Eğer toplum içinde de böyle kafasına estiği gibi davranırsa kaybedeceği yegâne şey saygı ve güven olacaktı. Ama ya o da bunlardan kurtulmak istiyorsa…

Peki ama kaçta kaçına sahipti hiç kimsenin, hatta kendisinin bile,tamamını kabul edemeyeceği özgürlüğün? İlerde bir gün kendini öldürme lüksü ne sahip olabilecek miydi? Geçmişiyle geleceği arasındaki organik bağın ne kadarı kopmuştu? Kutsal anahtarla mı açacaktı büyük kapıyı, kutsal kâseden mi içecekti cennetin sularını? Müzik bittiğinde onu sorgulayan kim olacaktı? Tanrı mı, kendisi mi? Peki ya şimdiki zaman?

Bir yandan kendi kendine ürettiği ama kontrol altına almakta zorlandığı ve başına bela olmaya hazırlanan bu güçle ne yapacağını bilmez bir şekilde odanın içinde dolanıyor, bir yandan da hâlâ sorumsuz bir kararlılıkla uyumakta olan annesine karşı hislerinin nefrete dönüşmesine engel olmaya çalışıyordu. ıçinde bulunduğu açmazdan kurtulmasının iki yolu vardı. İlki hiçbir şey olmamış gibi yatağına uzanmak, gözlerini kapamak ve sabahı beklemekti. ( Ama bu belki de içinde yaşamaya aday olduğu hikâyeye ihanet sayılmaz mıydı? ) Diğeri ise…

Titremeye başlamıştı. İçindeki güçlü duygunun, varlığında yepyeni bir " ben " doğurduğunu anlamıştı. O büyünün esiri olarak geçirdiği her saniyede biraz daha gelişiyordu o " ben " .Dış görünüşündeki maddi düzensizlikle alay eder gibi iki parçaya ayrılmıştı içi.Ayrı kişilikte ama birlikte hareket eden bir " ben " .Her geçen saniye biraz daha su yüzüne çıkan soğuk ölüm gerçeğini birlikte göz ardı edeceği bir " ben ". ıçeriğinden ürktüğü romanlardaki gizli kalmış güzelliği birlikte keşfedeceği bir " ben ". Bulutlardaki yüceliği anlayıp, yıldızlardan birlikte atlayacağı bir " ben ". Küçümsenmeyen çünkü bilinmeyen " ben "…

Sabahleyin, güneşin günebakan penceresinden uzattığı sıcak selâmla uyandı. " Merhaba yeni gün! ". Bu " yeni " kelimesinin artık ifade ettiği anlamı bir kez daha anımsayarak, gülümsedi. " Merhaba yeni dünya! Merhaba 'ben'… " Masaya doğru ilerledi. Kenarı tırtıklı dosya kağıtları, açık duran sözlükler ve barut kokulu intihar mektuplarına benzettiği ev ödevleri arasından fark etti onun ışığını. Masadan iki kağıt havalandı, kenarlarına mürekkep bulaşmış…

İkinci Bölüm